<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yörük Obaları &#124; Sanalda 11. Yıl</title>
	<atom:link href="http://www.yorukler.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yorukler.com</link>
	<description>Yörüklerin Kültürü ve Yaşamı</description>
	<lastBuildDate>Sat, 02 Jul 2011 10:16:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Yörük Obalarımız</title>
		<link>http://www.yorukler.com/2011/06/yoruk-obalarimiz/</link>
		<comments>http://www.yorukler.com/2011/06/yoruk-obalarimiz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Jun 2011 15:21:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yoruk81</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[yoruk]]></category>
		<category><![CDATA[yörükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorukler.com/?p=1</guid>
		<description><![CDATA[  Yükseklere çıkmak, uçsuz bucaksız bozkırlara, yeşil ovalara, kıvrım kıvrım akan, suları berrak derelere, yemyeşil çayırlara, alçak tepelere, pıynarlı yakalara dağlardan bakmak, burcu kokulu kabardıcın gölgesine yaslanmak, ağacın gövdesine dengilmek, çayıra uzanmak, keçilerin çanlarını, eğrekteki koyunların melemelerini, develerin hataplarındaki havan &#8230; <a href="http://www.yorukler.com/2011/06/yoruk-obalarimiz/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333399;">Yükseklere çıkmak, uçsuz bucaksız bozkırlara, yeşil ovalara, kıvrım kıvrım akan, suları berrak derelere, yemyeşil çayırlara, alçak tepelere, pıynarlı yakalara dağlardan bakmak, burcu kokulu kabardıcın gölgesine yaslanmak, ağacın gövdesine dengilmek, çayıra uzanmak, keçilerin çanlarını, eğrekteki koyunların melemelerini, develerin hataplarındaki havan çanlarını dinlemek, öküzlerin böğürmelerini sığırtmaç düdüğüyle beraber duymak, danaların tozu dumana katışını görürken hergelecinin sıklığını duymak, atların kişnemesini, ineklerin böğürmesini, horozların ötmesini, koyunların melemelerini duymak, kaval sesiyle geçmişe dalmak, cura sesiyle uyanmak, kemençe sesiyle sevdayı hatırlamak, tekenin kayadan kayaya sekmesi, böğelek tutmuş düvenin koşuşturması, kısrakların suya dörtnala gitmesini görmek ne zevklidir Yörük için.</span></p>
<p style="text-align: justify;">Yaslandığınız yerden doğrulur etrafa iyice bakansanız, öbek öbek çadırları, önünde koşanları, cıngırak oynayan çocukları, elinde bakraç koyun sağmaya gidenleri görür, göz kapaklarını kaldırır daha uzaklara bakınca, daha yüksek dağları görür, kim bilir orası nasıldır der ve özlem duyarsınız. Karşı yamaçlara serpilmiş obalar, oymaklar yeşillikler içerisinde küme küme yerleşmiştir. Doğa cömert, yeşillere bezenmiş yeryüzü, gökyüzündeki mavilikler arasına serpilmiş pamuk yığınları gibi bulutları hep bir arada görünce, geçmişi ve geleceği bir arada hayal edersiniz. Hele ilk defa bütün bu güzellikleri görüyorsanız, dünyayı yeniden keşfettiğinizi sanırsınız. Oysa Yörük obasının insanları o güzelliği sanki içlerindeymiş gibi her gün görüyorlar, uzak kalınca da yayla hasretiyle yanıp tutuşuyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Orta Asya’nın bozkırlarından Anadolu’ya gelen Türkmenlere, Karahanlılar devrinde Müslümanlığı ilk onlar kabul ettikleri için, imanlı Türkler (Türk-i İman) denirdi. İşte bu Yörükler ecdatlarıyla gurur duyarlar, nesillerine umutla bakmak isterlerdi. Teke Yöresinin kepenek altında yatan aslanları için dua etmişler; gün görmüş Türkmen dedeleri, aş elek görmüş eli kınalı ebeleri, atadan oğla hep söylenegelmiştir Yörük ellerinde: <span style="font-family: Verdana;"><strong>Güneş batarken ay doğsun, ay batarken güneş doğsun, üzerinizden aydınlık hiç eksik olmasın</strong>. Zaten Yörük ellerindeki aile yapısı bir benzerine belki de rastlanılamamıştır. Ataya saygı, evlada sevgi, ölümüne bağlılık, bunu açıkça ifade eden, bu yolda tavizsiz yaşayan insanlar elbette ki Yörüklerdi. Bu sıkı bağlılık, oymaklar ve obalar içerisinde de açıkça göze çarpar. Bu insanlar dobra dobra konuşurlar ve obalarını mertçe savunurlar. O nedenledir ki obalara saldıranlara pek rastlanılmaz, rastlanılsa da saldırganlar, vilayet aşırı gidip izlerini kaybettirmek zorunda kalırlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Yüce dağlarda dolaşmak yiğitliktir. Vatanı kuran, kurtaran ve savunan yiğitler, efeler, zeybekler, kızanlar çıkmıştır Yörük obalarından tarih boyunca. Yörükler her zaman asker sayılırlardı. Türk milletinin özünde varlardı. Asker doğup asker ölmeleri de doğaldı. Tarih incelenirse görülür ki savaştığımız milletler, hep yerleşim birimlerini savunma veya korunmak için kalelerini dağlara, yüksek tepelere kurmuşlardı. Yüksek tepelere yapılmış düşman kalelerine ilk atağı yapan akıncılar, neferler Yörüklerdi. Yörükler dağlara, yükseklere ulaşma sevdasını vatan sevgisi ve özgürlük özleminle birleştirince dayanır mı kaleler? Yörükler tepelere bir bir hakim olunca Türk ordusu savaşı zaten kazanmış sayılırdı. Tarih hep böyle yazılmıştı. O nedenledir ki ordunun öncüleri, akıncıları, uç askerleri, atlıları, neferleri, alperenleri, Yörüklerin, gözü pek yağız delikanlılarından seçilirdi.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Türklerin Anadolu&#8217;ya gelişinin öncesi de vardı, sonrası da vardı ama bir dönem vardı ki, Türk oğlunun hedef belirleyicisi hoca Ahmet Yesevi Türkistan’ın Yesi şehrinde talebelerini toplar, “Evlatlarım, doğumuzdan karşı durulmaz bir felaket geliyor. Buraları Oğuz milleti için yaşanmaz olacak. Gidin, daha batıya, büyük suların birbirine kavuştuğu diyarlara. O diyarları vatan tutun, Türkmenler’e söyleyin, yürüsünler, aksınlar, batıya daha batıya. Yanınızda götürdüğünüz imanınız, ebedi güzellikler olsun. Gittiğiniz yerde sahip olduğunuz güzellikleri paylaşarak çoğaltın. Kavuşabilenler, terk edebilenlerdir. Terk etmeyi göze alamayanlar kavuşamazlar. Kalem ile kılıcı, güç ile bilgiyi dost kılın. İkisine birlikte sahip olun.” der.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Türkler, Ahmet Yesevi hazretlerinin sözlerini Peygamber efendimizin vasiyeti bildi ve göç etti yeni vatanlara, yeni güzelliklere. Yüzlerce yıl devam eden bu göçte Ahmet Yesevi hazretlerinin talebeleri ve alperenler öncü oldular. Bu göçte kılıç, bilgi, gönül omuz omuza oldu. Bu ilke her yıkılışta bin dirilişin temelini oluşturdu.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Gaza ve cihat yapan Yörüklere fatihlerin çocukları (evladı fatihan) denirdi. Zeybeklik, efelik isimleri de kolay alınmamıştı. Böyle olmasaydı Hazar denizi ile Aral gölü etrafında oturan Oğuz boylarının kolları, Orta Asya’nın bozkırlarından Anadolu’nun bereketli topraklarına kavuşabilir miydi?</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Yörükler divana tabi değillerdi. Yörükler zaten Türkmenlerin sürekli yürüyen, göç eden kollarının adıydı. Yörükler bir yerde uzun süre durmazlar. Hayvanlarının yayılması gereken yerlere göç etmek yaşamlarının bir parçasıdır. Böyle olunca kimseye tabi olmaları mümkün değildi. Herhangi bir köye daimi olarak kalmazlardı. Yörükler, konar göçerler sancak beylerine bağlı değillerdi; ancak, kanunnameye göre ağaları subaşıdır. Yörük beyleri, başbuğları her zaman vardır. Hep özgür yaşamayı ilke edinmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Yörük obasının insanları çileye sevdalıdır. Zoru aşmak, uzağa kavuşmak, yükseklere çıkmak özlemidir. Dağlara ulaşırsa Yörük, turluğunu, alacığını, çadırını kuruverirse ata yurduna, işte o zaman mutludur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Obanın yağız delikanlıları, gün boyunca yüksek tepelerde, kayalıklarda peryavşan otunun, pıynarların, nice hoş kokulu hayvanı semiz ve leziz yapan bitkinin olduğu, dağların yamaçlarından, çamlı gediklerden, pıynarlı yakalardan, ikindi üzeri ahenkli çan sesleriyle meleşerek inip gelen keçileri seyretmeye doyum olmayan, ak sakallı dedenin, başı dastarlı ebenin, özlemle baktığı, ana babaların gururla gördüğü keçileri ıslık çalarak sağılacak olanları koşana, diğerlerini ardıç altına toplarlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Eli bakraçlı genç kızlar hayvanları sağmaya giderken, gün boyu keçinin arkasında seyirten ve keçileri toplayıp koşana getiren gençler de cıngırağa koşarlar. Yere çakılı, insanın beline kadar yükseklikteki direğin üzerine yuva yapılarak konmuş uzun direğin bir ucuna, eşeğe biner gibi binen gencin karşısına karınlarıyla ardılırlar. Eskilerin, dalak büyümesini önler dediği bu binişle dönmeye başlanılır; bir taraftan daire çizerken bir taraftan da aşağı yukarı hareket edilir. Katınca tereyağıyla kömürü direklerin birleştiği yuvaya, ne de ses çıkarır kulakları çınlatır cıngırak sesleri. Sanki için için ağlar, bazen ıslık olur bazen nara; belki de yurtların acılarını, sevdalarını anlatır. O ses bazılarının yüreğini dağlar, bazılarının gönlünü coşturur. Herkes için ayrı ayrı anlamı vardır da, ondan vazgeçilmez zaten cıngıraklar. Cıngırakta yer bulamayanlar, çelik oynamaya giderler. Koşarlar, hemen gruplarını kurarlar; değnek ve çelikleri hazırdır. Hemen yazı tura atılır. Kazanan taraf oyuna başlar. Kaybeden taraf ellerinde çalı, çeliği gütmek için dağılırlar. El ile başlayan oyun, ayak, bel, uç, taş devam ederken bir üst oyuna yükselmek için oyunun merkezindeki taşa çelikle vuramazlarsa, güdenler hemen değnekle mesafe ölçülmeye başlanır. 1’den 9’a kadar sayının arkasına dıkız denir ve bir üst oyuna yükselinir. Sıra yelliye gelince de naralar kopar hep bir ağızdan, çığlıklar yankılanır kayalardan. Zapırayanlar, seyirdenler, koşanlar soluk soluğadır; elinde çalı gütmek zordur aslında çeliği. Kazanan tarafın oyuncuları çeliğin en son gittiği yerden oyunun merkezindeki taşa kadar yenilenlere binerler. Bu oyunda üzülenler ile sevinenler bir aradadır. Yenilenler ise yenilen pehlivan güreşe doymaz hesabı oyunu sürdürmek ve yenmek isterler.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Yörük obasında oyun bu kadarla biter mi? Ufaklardan üç beş kopil toplanırlar, yıkık oynamaya giderler. Üst üste yığılan yaspı taşları, elinde topalak, avuç alaması, okka ölçüsündeki taşlarla yıkmaya çalışırlar. Taşı atan vurur da yığılı taşları yıkarsa, rakip, taşları tekrar üst üste koymaya çalışır. Ebe taşları dizmeye çalışırken yıkıcı taşı atan, kendi taşını alıp, oyun çizgisinin dışına çıkmaya çalışır. Ebe rakibi yakalayamazsa biri yapar biri yıkar, bu oyun da böyle devam eder.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Verdana;"> </span></span></p>
<p style="text-align: justify;">Akşam olunca da yanık oyunu başlar. Gizlice ateşte kızdırılan sıcak taş havaya atılır ve bulmaya çalışılır. Bulana ödül verileceği söylenir. Bir yarış başlar; ama karanlıkta uyanıklar numaradan , saflar esastan arar ve bulanın da eli yanar. Taşı bırakmak zorunda kalır. Taşı bulmak yetmez, elle getirmek gerektir. Bu da olmayınca, bulan elinin yandığıyla kalır. Yörük obalarında yaşam sürdüğü müddetçe değişik oyunlar da sürecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Alaca karanlık olunca çöker sessizlik ortalığa; sessizliği bozar eğrekteki koyunların yayılmaya gidişi. Ama sessizdir usul usul, süzüle süzüle yürür koyunlar, arada bir köpek havlar salar korkuyu dağlara. Elbet canavarlar da boş durmaz bekler zamanı; bulurlarsa da sahipsiz sürüyü sıkar geçer. Derler ki Türkmen kocaları, bir canavar yüz koyunu sıkarsa çatlar da ölürmüş. Duyulmuştur en fazla altmış koyunu sıktığı. Ama yamandır çoban köpekleri; vermeyince canını, vermez koyunu.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Bütün hayvanlar gece uyurken, hatta tavukların tünemesinin ardındaki derin uykusunda kendisini kümesten tilkinin alıp gitmesine bile uyanmazken koyunlar pek ala görebiliyor. Hatta otun zehirlisini, zehirsizini, temizini, tazesini bile net olarak seçebiliyor. Mevlana’nın bahşettiği yeteneğe sahip olan bu hayvanlar insan nesliyle birlikte etiyle, sütüyle, derisiyle, tüyüyle insanlara hizmet etmektedir. Koyun yayılırken bir otun tamamını yemez, bir parçasını alıp geçer. Böylece sürüdeki diğer hayvanlara da pay bırakmış ve otun tamamını yemeyerek yok olmasını önleyerek beslendiği doğanın dengesini bozmamış olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Gecenin koyun gütmeye gitmeden önce kocalar, eli kınalı kadınların hazırladığı tarhana çorbasını içerler, yufkayla höşmerimi, kese yoğurdunu yerler. Kurmuşken sofranın başında bağdaşı kalkmak zordur; ama Yörüktür yürüyecektir. İştahla oturduğu sofranın başından Yaradan’a şükrederek kalkan koca bir silkinir, çadırından çıkar. Başında koyun yününden örülmüş çorap şapkası, ayağında çorabı ile öküz gönünden çarığı ve keçi kılından veya siyah koyun yününden ya da deve tüyünden dimisi, sırtında kaşık sapı ya da gutmu işlemeli kumaştan yapılma yeleği, belindeki şal kuşağına yerleştirilmiş kavalı, üstünde kepeneği, elinde değneği, omuzunda tüfeği ile koyunun ardından karanlığa dalınca, kaybolunca gecenin karanlığında her tepeden, her çayırdan, her taraftan ıslıklar duyulmaya başlanır. Her ıslığın anlamı vardır. Bu, Yörüklerin haberleşmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Yörüğe kışın kepenek yeter. Gene de ateş yakarlar soğuk havalarda. Ovalarda hemen fark edilir gecenin karanlığındaki kızıl ateş şavkı; uzaklarda başka oba ve oymaklardan bile gözükür. Ateşin etrafına toplanan kocalar çocukluktan, gençlikten, askerlikten, atalarından, tarihten anlatırlar da zaman bir türlü geçmek bilmez; uyanıkken zaman uykudaki gibi hızlı geçmez. Oyunlar oynarlar, muziplikler yaparlar, cura çalanlar varsa hem oynarlar hem dinlerler, akşam batarken gördükleri güneşi görmek isterler sabırsızlıkla, onları asıl mutlu eden koyunların tok olmasıdır. Çünkü Yörükler kendi açlığına aldırmaz ama hayvanlarının tokluğu için her şeyi yaparlar. Zaten yaşamlarına yön veren hayvanları değil midir?</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Verdana;"> </span></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yörük için sabah erken olur. Kadını erkeği için gün, yıldızlar gökyüzünden kaybolunca başlar. Güneşin doğması beklenmez. Zaten keçiler, kuzucuklar melemeye, horozlar ötmeye, köpekler havlamaya, sığırlar böğürmeye, eşekler anırmaya, atlar kişnemeye başlar. Zamanı gelince erken yatmak, erken kalkmak gerektir. Bu nedenle akşamdan sağılan sütler kazanlarda kaynatılır, yoğurtlar çalınır. Yatma zamanı gelince de çadırdaki kızıl kilimlerin, kara çulların, çapıttanların, alaraların üzerine keçeler, postlar serilir, koyun yününden yapılma yorganlarla yatılır. Dağlar soğuktur; ama keçi kılından yapılan çadırın yazın gözenekleri açılır sıcak tutar, kışın da soğuktan, yağmurlu havalardan gözenekleri kapanır, bu defa sıcak tutar. Doğanın çetin şartlarına alışmış, gün boyu yorulmuş vücutlar hemen uykuya dalıverir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Erkenden kalkan Yörüklerden, eli kınalı kadınların sacda pişirdiği gatmarı taze sütle yiyen gençler oğlakları keçilerin koşanına katarlar ve emdirirler; sonra ayırırlar bir bir anasından oğlağı, koşanın çırkık kapısını açarlar. Keçiler koşar özlediği dağlara, çan sesleri ortalığı kaplar bir an; belki de çobanın müziği, yüzünün gülümseyişi çanlardan çıkan ahenkli seslerdir. Zaten çanları da her keçiye takmazlar, diğerleri takip etsin diye yaşlı keçilere takarlar. Keçileri pıynarlı yakalara yayıltmaya yağız delikanlılar giderken, kızanlar da oğlakları öbür yakaya götürürler.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Keçileri özlediği dağlara, kayalara, tepelere, yakalara ağdıran gençler sonra buluşurlar muar başlarında. Duymak isterler sevda seslerini. Yüce dağların insanlarının aşkları, sevdaları, sevgileri tıpkı dağlar gibi büyük ve yüce olur, ulaşılması zor olur; sevmeleri, sedalarına kavuşmaları, yaşam tarzları çetin olur, yiğitçe olur. Dağların zorluğu, güçlüğü, insanların yaşamlarına, karakterlerine yansımıştır. Sevdalar başlarken sözle söylenmez Yörük obalarında. Bir tepede elinde kemençe erkekler çalmaya başlayınca adeta konuşurlar; dertlerini, acılarını, özlemlerini, sevdalarını dile getirirler. Hele güneş yeni doğmuş, rüzgar uyumuşsa, durgun havada kemençenin yanık sesi deler, yırtar geçer sessizlikleri. Dağlar taşlar ortak olur müziğe, dinler tıpkı sevdalılar gibi. Ovada öküzüyle çift süren de, eğrekteki koyunun başında duran da, obanın bir köşesinde oturan da, çayırlarda sığır otlatan da, yakalarda oğlak güden de, dere boylarında kecek yıkayan da, muar başlarında su dolduran da, su gerizlerinde atını sulayan da duyar kemençenin sesini, hepsi kendisinden bir parça bulur yanık seslerden; kimisi oynar, kimisi üzülür, kimisi düşünür&#8230; Sanki hayat anlatılır dünüyle, bugünüyle, yarınıyla, kemençenin sesiyle.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Bir tepede kemençeyle derdini söyleyen erkek olur da, sevdalısı boş durur mu; o da öbür tepede eli boğazında, çalar boğazını, söyler kendine has müziğini. Her nefesin bir anlamı vardır boğaz çalınırken. Sevgiler, umutlar, dile gelir ortak ses müzikle. Zaten halk müziğindeki boğazlar böyle çıkmamış mıdır? Belki şimdi eli boğazında boğaz çalanı göremezsiniz; ama elinde cura, kemençe, sipsi, kaval, düdük ile boğaz çalıyorum diyenleri görürsünüz. Bu geçmişin günümüzde yaşatılması çabasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Güneş yukarılara doğru ağarken sırma, çitme, tek melikli eli kınalı kızlar oya, nakış işlemeye, ıstarlarında kara çul, kızıl kilim, alara, heybe, çuval dokumaya başlarlar. Elleri çalışırken, ecdattan kalma motifleri, hayvan figürlerini dokumaya işlerken, dilleri de boş durmaz, maniler, yakımlar, bilmeceler, tekerlemeler, türküler birbirine eklenir. Öyküler anlatılır hiç durmadan.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Çadırlarında sabah işlerini bitiren analar da ellerinde tengerek eğirirken, halaç bükerken, komşulara giderler halleşirler; bir gölge ya da manzaralı bir tepe bulup oturup anlatırlar geçmişlerini birbirlerine. Dertlerini ortaya koyarlar, çare ararlar birbirlerinden. Anlatırlar, &#8216;Ana candan yana, baba ötakadaki oba.&#8217; diye diye evlatlarının geleceğini. Yaşlı ebeler de boş durmazlar, üretkendirler. Oturdukları yerden golan dokurlar rengarenk, desenler verirler. Yaşamlarını aksettirirler motiflere; isterler ki torunları yavrularını ördükleri golanla sırtlarına sarsınlar, hatta bebekleri nazardan korumak için golanların uçlarına mavi boncuklar cizerler. Yaptıkları işler maharet ister, tecrübe ister. Ne yapsalar yakışır ellerine; bir düzen vardır, bir ahenk vardır ellerini, parmaklarını hareket ettirirken.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Gece boyunca yayılan koyunlar, güneşin tepeden bastırmasıyla ağaç gölgesine yatırılır. Artık koyun gece boyunca, her varlığa nasip olmayan gözüyle gördüğü, koku alma duyusuyla seçtiği temiz ve leziz otları yemiş, dinlenmeye çekilmiştir. Onun hayat sistemi böyle işlemektedir. Gece boyunca koyunun başında bulunan Yörük kocası da çadırında yufka ekmeğiyle, çökeleğiyle, höşmerimiyle, kese yoğurduyla yemeğini yer. Ya çadırında uyur, gidermeye çalışır gecenin uykusuzluğunu ya da ağaç gölgesine yaslanır veya koyunun başında bir taşa dengilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Köşekten şişeğe, goduktan guline hayvanlar alemi dostudur Yörük obalarında insanların. Sevdalarıyla bir tutmuşlardır, söylemişlerdir türkülerini, manilerini. Belki de dünyada hayvanları, doğadaki bitkileri, ağaçları yücelterek sevdalarıyla bir tutan, doğayı kendisinde gören yalnızca Yörüklerdir. Hayvanlarına, yerleşik düzene geçişte bile geniş odalarının bir tarafında yer ayıranlar, su başlarına söğüt dikenler, yeşil yeryüzüne bakıp keyif alanlar Yörüklerdir. Bu nedenledir ki bırakmamışlardır dağları, sevgilerine, dertlerine, hayvanları, bitkileri, doğayı ortak etmişlerdir. Türkülerini, manilerini, hep dağlara söylemişlerdir. Düşünmüşler ki dertlerine, sevinçlerine yalnız dağlar ortak olabilir. Herkes bilir ki halk müziğinde hep dağlar, hep yaylalar vardır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Çok kazanamaz insanlar. Eğirdiğini yüne değişir de kazançları için pek ses çıkarmazlar; şükreder hallerine, isyan nedir bilmezler. Devletine sadıktır; vatan sevgisi ecdattan yadigar kalmadır kendine. Bilir ki vatanında devleti, bayrağı, hürriyeti varsa kendi de vardır. Olgundur, kabul etmesini bilir; yiğittir, merttir, mücadele etmesini bilir; cömerttir, vermesini bilir; inançlıdır, hakkı, hukuku bilir; uysaldır, dokunulmaz ise değerlerine, adeta kepenek altında yatan aslandır, uslu durur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Genelde gelinemez Yörüğün üstüne üstüne. Yakın tarihimizde çıkarılınca orman kanunu, salınınca orman askeri çobanın üzerine üzerine, zulmedilince kendine ve de kendinden bir parça gördüğü hayvanlarına, yurt gördüğü dağlara, ormanlara, dert anlatacak yer bulamayınca, alınınca özgürlüğü tarih boyunca ayrılamadığı yaylalardan, yüce dağlardan, işte o zaman abanın altından sopayı gösterip deyiverince &#8216;<span style="font-family: Verdana;"><strong>Ya ormanın mahvı, ya keçinin affı!&#8217;</strong>,</span><span style="font-family: Verdana;"><strong> </strong>hemen atılmıştı geri adım, lağvedilmişti orman askeri. Öyle bir yaratılış ki bu, yeterince, isteğince, arzu ettiğince olmadığı bir dünyayı kendisiyle birlikte yok edebilecek bir güç. Bu gücü tarihler hep yazmışken, nereden akla kuskun ettiler de, orman kanununu çıkardılar da Yörüklerin üzerine yürümek istediler. Belki de tarihi bilmiyorlar, belki de o an kanunu çıkaranların içinde Yörük yoktu. Yoksa böyle bir şeyin denemesi bile yapılamazdı. Acaba bilmiyorlar mıydı, Yörük kontrol edilemez, özgürlüğü elinden alınamaz. Bilmiyorlar mıydı? Yörüklerin savaşlarda komutanının da Yörük olması gerektiğini, bilmiyorlar mıydı? Yörüklerin beylerinin, vergi toplamakla görevli devlet yetkililerin de Yörük olması gerektiğini. Son Osmanlı döneminde bile kontrol edinmek istenmişler ama baş edilemeyince vazgeçilmişti defalarca. Padişahlar da belleğine yerleştirmişler ki kontrol edilmek istemeyen bir güçtür Yörük. Hatta bir keresinde bilinir ki çevresine zarar verdikleri iddia edilerek Şeyh’ül –İslam Abdullah Efendi’nin fetvasıyla Kıbrıs’a sürgün edilen bir grup gemilere bindirilmiş. Yolda bir kısmı gemi reisini öldürüp kaçtı, bir kısmı da Anadolu’ nun batı kısmına Aydın, Menteşe, Saruhan, Kütahya taraflarına dağıldılar. Çok geçmeden kendilerini süren yönetimce çiftçilikle meşgul edilmek şartıyla affedildiler. Ancak bir kısmı koyun yetiştirmeye devam etti, bir kısmı da dağlarda odun keserek ticaret yapmaya başladılar. Buna benzer örnekler doludur. O nedenledir ki konar göçerler için özgürlüğe dayalı kanunlar özel olarak çıkartılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Yörüklerin bakmayın siz toplu hareket etmediklerine. Yörükler kendi içlerinde bile özgür olmak isterler. Dünyada tek başlarına bile mücadele edebileceklerine inanırlar. O gücü her zaman kendilerinde görmüşlerdir ve göreceklerdir de. Tıpkı &#8216;Bir Türk Dünyaya bedeldir.&#8217; sözü gibi. İstemezler, kimse karışsın işlerine, dokunsun özgürlüklerine. Zaten özgürlüğe, güce sevdalanmasaydı çıkar mıydı dağlara; katlanır mıydı zorluklara?</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Verdana;"> </span></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yolunuz düşerse Yörük obalarına, uğrarsanız çoban yanına, tadarsanız höşmerimi, yerseniz kese yoğurdunu, derideki çökeleği, yağ karnındaki tereyağını, kaplarda saklanan kavurmayı, dağarcıktaki dürgeyle veya sacda yeni pişen yufka, darı ekmeği, hamurlu ekmekle ya da gatmarla yerseniz ayrılasınız gelmez, bir de buz gibi soğuk suyu gözünden avuç avuç ya da küyner kokulu susakla içince&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Keçilerle teke, o da ister pıynarlı bir tepe; koyunlarla koç, o da ister mevsiminde göç. Güzün sahile inen çoban mutlu değildir. Daha ilk gün başlar yayla özlemi. Sahilde samanla, yemle, arpa ve yulafla beslenen hayvanlar da memnun değildir; onlar da dağlarda koşmak, burcu kokulu otlardan yemek ister. Ama iklim buna müsait değildir. İlk bakışta hayvanların duygularını anlayamazsınız. Ama işini bilenler, koyunun, keçinin arkasında koşarken dağlarda çok çarık bırakanlar çok iyi bilirler. Onlar baharla birlikte koşandan çıkan oğlakların zıplamalarını, döne döne koşmalarını anlayabilirler. Bu hissetme zaten göç mevsimlerini belirlemede en büyük etkendir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Yörükler sabah kalkınca önce yüksek dağlara hem de en tepesine bakarlar; alası karlı yamaçlardan yukarıda bembeyaz olmuş tepedeki ihtişamı görürler. Oradaki gücü, görkemi görürler. İçlerindeki özlem doruğa çıkar; bir ah çeker, umutla kavuşacağı günleri düşünür. Önemli bir bakış da yüce dağlara, Yörüğün gözlerindeki feri, nazar gücünün dağlara aktarılmasıdır ki, Yörük ondan sonra hayvanlarına bakar; böylece kendi nazarından hayvanlarını korur. Çobanın kendi hayvanları en güzeldir. Çünkü onların doğumunu, gelişip serpilmesini, büyümelerini adım adım izlemiş, onların beslenmesiyle mutlu olmuş, hep içten bakmış. Bu bakış bazen nazara da dönüşürmüş ki, nazar gitsin diye önce dağlara bakar Yörük.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Yaylalarda sonbaharın başlamasıyla çiftleşen koyunlar, keçiler, ocak ayının bitişi, şubat ayının başlarında bir bir yavrulamaya başlar. Kış sahilde olsa yine de soğuktur. Yeni doğan kuzular için, oğlaklar için çalıdan çırpıdan sıcacık bekleme yuvası yaparlar. Doğar doğmaz hemen analarıyla sıcak yuvaya konuverirler; hem ısınırlar hem de birbirlerinin kokularını ve seslerini hissederler. Çünkü onlar kalabalık sürünün içerisinde meleşerek ya da kokularıyla birbirlerini bulurlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Zaman zaman da anne kuzuyu benimsemez, sütünü salmaz; çünkü kokusunu alamamıştır. O zaman hemen kuzunun üzerine tuz serpilir, koyununun kuzusunu yalaması sağlanır. Böylece koyun yavrusunun kokusunu içine sindire sindire alır. Yine de olmaz ise, anne yavru çalı çırpıdan yapılmış koşandan biraz uzakça bölmeye konur, sütünü fazla tutamayan koyun bir süre sonra sütünü salmaya başlayınca kuzucuk emmeye başlar. Böylece uyum sürer. Bütün bunlar koca sürüde tek tük olur. Bazı yörelerde de atadan gelme usullerle farklı çözümler hep bulunmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Yörüğün hayvanları da bütün canlılar gibi ölümlüdür. Yavrusunu kaybedenler, anasını kaybedenler hep olur; ama kaderleriyle baş başa bırakılmaz. Atadan oğla gelen çareler gelişerek hep süregelmiştir. Keçinin yavrusu ölürse, çift doğum yapan başka keçinin yavrusunun biri anasının kokusunu almadan hemen ayrılır, uzak bir bölüme konur. Buraya yavrusu ölen keçi de getirilerek oğlak keçiye yakılmaya çalışılır. Bazen de olur ki koyun ölmüştür, öbür taraftan başka koyunun yavrusu ölmüştür, çoban hayvanını ne kadar korursa korusun kış çetindir, dağlarda yaşamak daha da çetindir. Koyun getirilir. Çoban başlar koyunu döndürmeye. Kendi etrafında fırdöndü gibi döndürülen koyun sarhoş gibi olur. İnsan da dönünce öyle olmaz mı? Bu beynin bulanık döneminde bazı bölgelerde koyunun cinsel organına kozak ya da püren sokulup çıkarılır ve hemen anası ölen başka kuzucuk o koyunun altına sürülür ve emmesi sağlanır. Bu arada yapılmak istenen koyunun kuzuyu kendisinin sanmasıdır; öyle de olur. Bilemeyiz onlar anlar mı bu oyunu. Belki de bizi onlar kandırıyor inanmış numarası yaparak; ama çoban mutludur yine de. Görür ki koyun kuzu beraber yaşama devam ederler.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Çoban için hayvanları evlat gibidir, hepsini bir bir tanır, şalını, alını, kınalısını, sarısını, akını, karasını, sürmelisini küpelisini. Onlarla sevinir, onlarla üzülür. Dünyaya gelmenin mutluluğuyla zıplaşan oğlakları görünce çoban kendinin de dünyaya yeniden geldiğini sanır, aynı heyecanı duyar. Hem zıplayan oğlağa hem yemyeşil otlara hem ağaçlara hem de özlediği yüce dağlara arkası arkasına bakar da, gözlerindeki ışıltıyı, sevinci saçar etrafına. Bu sevinci yüce Mevla bilir de, belki de sevincini borçlu olduğu doğa da bilir. Öyle bir an gelir ki ağacın yaprakları hafif hafif sallanır, kuşlar ötmeye, böcekler de kuşlarla kendilerince yarışmaya başlayınca, çoban çok sevinir; içi ürperir bir an, mutlu olur. Hayat belki de bu; sevginin, heyecana dönüşmesi, dalga dalga yayılması bu!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Çoban koyununu yayıltır, koyun yayıldıkça, doydukça hoşuna gider; koyunların iştahına bakar hemen kendi iştahı da açılır. Yağlığını çezer, bağdaşını kurar, yufkasını, çökeleğini, soğanını çıkarır, bir koyuna bakar, bir içinde çökelek dürelediği yufkasını ısırır; koyun ne kadar hızlı otunu bulur yerse, çoban da aynı hızla yer. Kaderleri ortaktır. Koyun, bir o yana, bir bu yana bakar bulamazsa otunu, melil melil bakar özlediği otları görmek isterse ve çoban da bunu görürse, az önce ısırdığı çökelekli yufkası boğazında düğümlenir kalır, yutamaz. Üzülür, hırçınlaşır, unutur kendini de çareler arar. Hemen ayağa kalkar, sürer koyununu otun olduğu başka başka yerlere. Belki de kendi ekmek yağlığını unutmuştur, serili kalmıştır serdiği yerde. Olsun; koyunu aç ya, kendisi tok olsa olur mu? Kurtlar kuşlar yesin kendi ekmeğini; önemli olan canından can bildiği koyunlarıdır. O heyecanla başkalarının meralarına, otlaklarına dalıverir; görmez ki gözü, tanımaz ki artık sınırları. Çıkarsa karşı otlağın, meranın sahibi dövüşür, kavgasını yapar; kendi için mi? Hayır! Canından can bildiği koyunu için. Koyununa olan sevgi kavga ettirir, dövüştürür insanı. Dağların kavgası da çetindir ha! Ne zaman avuçlanıp da atıldığı bilinmeyen taşı yemek, yaş pıynar değneğini bacaklarda hissetmek zordur. Ayakta duramazsınız bir an bile. Doğrusu iki taraf da koyunlarını düşünür de eder kavgayı. Beri tarafta bilmeyenler der ki koca dağı paylaşamamışlar. Bu kavgaları durduran, yağmurdur, ottur, berekettir, bolluktur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Çoban doyurduysa koyununu, zevkten çalar kavalını, düdüğünü. Dönüş vakti gelince kendi için çadırına, koyunu için koşanına, önde koyun yürür, arkasında çoban; bulur yerden ince odun parçası atar omuzuna boylu boyunca, iki elini de ardar iki yandan, koyunu tok ya, yuvasına dönüyor ya, çadırında tüten dumanı gördü ye, hanımı nasıl olsa tarhanayı ocağa sürmüştür ya, gel keyfim gel. Omzundaki odun parçası dünya olsa ne yazar! Gurur ve sevinç birleşince, adımlar emin, alın yukarda, gülen bir yüz, parıldayan göz. Dünya umurunda mı çobanın! Bin tane dünya olsa yine taşır, kendince.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Koyunları koca yayıltırken, kuzuları da öbür tarafta, yeni yetme genç ya da gelinlik kız yayıltır. Kuzular koyundan önce gelir koşana. Yaklaşınca koyunlar, bir meleme sesi kaplar etrafı, yüzlerce bize aynı, fakat ayrı ses. Ana kuzuya, kuzu anaya koşar; karışırlar meleşerek. Atalar dememiş miydi, inek danasını, oğlan anasını bilir diye; yüzlerce koyun nasıl buluşur anlayamazsınız. Hayret edersiniz, sevinirsiniz hem de çok. Bir değil, beş değil, yüzlerce ana yavrusuyla kavuşuyor; çoban işte bu güzellik, bu heyecan için çekiyor dağların zorluğunu. Görünce kavuşmanın sevincini unutuveriyor yorgunluğunu, dertlerini; bakıyor yarına yeni bir umutla, yeni kavuşmaları görmek için.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Bazen de kaybolur koca dağlarda keçiler koyunlar. Ararsınız da bulamazsınız. Hani derler ya atalarımız &#8216;Öğleden sonra gün uzamaz.&#8217;, alaca karanlıktan sonra gecenin zifiri karanlığı hemen bastırıverir. Üzülürsünüz; dağlar tekin değildir. Canavarı var, çakalı var. Atadan gelen çareleri bir bir düşünürsünüz. Hemen varırsınız güngörmüş Yörük dedesine. Anlatırsınız olayları; anlatırken fark etmeden üzüntünüz ile umudunuz birbirine karışır. Yörük dedesi dinler ağırbaşlılığını bozmadan bilgeliğini göstererek. Kuşağından, sapı keçi boynuzundan yapılmış bıçağını çıkarır. Bıçağı açar, duasını okur; bir kere daha besmele çeker ve bıçağı kapatır. İşte o anda dağdaki bütün canavar ve çakalların ağzı bağlanmıştır. Araştırın sorun, o gece dağda hiçbir koyunu ya da keçiyi canavar yemez. Bunun yüzlerce örneği vardır. Fethiye Karaçulha&#8217;dan Can Dayı&#8217;nın eşi çakal ağzı bağladıktan sonra çakalların altmışa yakın koyunun boğazını dişlediği ama hiçbirini yemediğini bana söyledi.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Yörükler kışın hayvanlarını daha toplu yerde tutarlar. Sığırlarını, at ve eşeklerini salıverirler belli yörelere; bir kısmı doğurana, bir kısmı göç mevsimine kadar özgürce ama zor şartlarda yayılır. Keçiler, koyunlar ise yine kontrol altında bakılır. Kış aylarında zaman çok zor geçer. Yörük kim bilir günde kaç defa karlı dağlara bakarak of çeker. Her gün, her an özlediği dağlara yürümek ister; sahil sanki tutsaklıktır, sanki hapishanedir. Hapishanedeki insan gün sayarken sahildeki çoban da dağlardaki karın erimesini, otların cücüklemesini görmek için günlerini sayar.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Bitince kış, gelince baharın ilk günleri, otlar cücüklemeye, ağaçların yaprakları pürçüklemeye başlayınca sahilde, çok zaman geçmez, zaten beklenen gün gelip çatmıştır. Ak sakallı Türkmen dedesi çağırır obanın ihtiyar heyetini, toplanırlar kara çadırda. Bağdaş kurmuş Türkmen dedesi elini kuşağından çıkarır, sakalını sıvazlar, ihtiyar heyetini bir bir süzer ve son sözü söyler: &#8216;Ak keçi kara keçi yine geldi yaz göçü.&#8217;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Verdana;"> </span></span></p>
<p style="text-align: justify;">Artık karar verilmiştir. Bir de dukuk kuşu öttü mü göç zamanı tamamdır. Çoğu zaman da dukuk kuşu göçü takip eder. Zaman zaman Yörüğe durma yürü der gibi öter. Yörük de dukuk kuşunun sesiyle güç alır, yalnızlığını giderir. Göç zamanı gelip çatmıştır. Beklenen haber tez yayılır obaya. Genç kızlar, yağız delikanlılar, kızanlar, kopiller heyecan içinde koşuşturmaya başlarlar. Nedense çocuklar daha çok belli ederler sevinçlerini, daha bebekken var olan kanlarındaki yayla özlemi hemen depreşip çıkıverir ortaya. Muhtar hemen deştimene ve tellala görev verir, haber salınır civar obalara, oymaklara, yurtlara göç tarihi duyurulur. Başka obanın aynı tarihte yola çıkması atalardan gelen tecrübelerle pek uygun düşmez. Oba büyükse ve güçlüyse göç tarihi ve süresini kendisi belirler; yani atalarından beri geleneksel olarak yapılan göç tarihini kullanırlar. Civar küçük obalar ona uyar. Eğer oba küçükse göç tarihini belirlerken civar obalara danışır. Bütün bu göç tarihi belirleme olayı aynı güzergah, aynı göç yolu kullanılacaksa olur. Yoksa başka yollardan başka başka yaylalara, yurtlara gidenler özgürce istedikleri tarihte istedikleri süre içerisinde yolculuklarını yaparlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Göç hazırlıkları süresinde, develerin hatapları, eşeklerin semerleri, hayvanların yularları, golanları, urganları, çilbirleri, örükleri, köstekleri, sikkeleri, tımar aletleri gözden geçirilir. Eksikleri için şehre inilir; yırtım malı, giyecek, yiyecek alınır. Her ne kadar yaylalarda pazar kurulur, tecirler, celepler, ıngıl çıngılcılar gelse de ihtiyaçların çoğunluğu göçten önce alınır. Göç boyunca yetecek ekmekler pişirilip dağarcıklara katılır. Kap kacaklar hazırlanır, yükler dürülür, hayvanlar bir araya toplanır, çanlar kontrol edilir, gerekirse tamir edilir veya yenilenilir. Göçte çan önemlidir; bütün hayvanların çanları ahenk içinde tek düzende ses çıkarmalıdır. Yoksa obanın itibarını rencide eder; çünkü çanların bozuk ses çıkarması hayvanların çalındığı anlamındadır. Usta da çan yaparken obanın çanlarının tek düzen ses çıkarması için gerekli titizliği gösterir. Velhasıl her şey zamanında ve yerli yerince hazırlanır. Her şey hazır olduğunda akşamın sonlarına doğru oba insanları uyurlar. Bazı obalar akşam yola çıkar ve obaya yakın yerde konaklarlar, sabah yola devam ederler.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Gecenin bir yarısından sonra yediden yetmişe herkes bir anda kalkar; her biri geleneklere göre akşamdan belirlenen işlere koşar. En önde gidecek deveye en kıymetli eşyalar kızıl kilimlere sarılarak yüklenir ve hataplarına havan çanı takılır. Daha değersiz yükler arkadaki develere ve ata, eşeğe, katıra yüklenilir. Koşanlardan keçiler çıkarılır, eğreklerden koyunlar sürülür. Velhasıl gece savaş alarmı verilen askerlerin savaşa gitmeleri gibi seri ve heyecanlı koşuşturmalı bir hazırlık olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Gökyüzünün doğusunda gecenin karalığının arkasından deveci yıldızı görününce, &#8216;Göç yolda düzelir.&#8217; denilir ve yola çıkılır. Önde, en değerli kızıl kilimler yüklü, hataplarında havan, döş, güldürek, gümbürdek çanları asılan develer, arkasında yozlar, tülüler, mayalar, bohurlar, köşekler, atlar, ırafanlar, kısraklar, taylar, gulinler, eşekler, sıpalar, goduklar, katırlar, öküzler, sığırlar, düveler, tosunlar, danalar, bızalar, keçiler, tekeler, çepiçler, oğlaklar, koçlar, koyunlar, şişekler, kuzular, velhasıl Yörüklerin bütün evcilleşmiş hayvanları sıralanmıştır bir bir. Ortadaki develerden birinin üstüne kedi, bir başkasına da su kazanı bağlanır. Yörükler kendileri için uyguladığı disiplini, büyük, küçük, yaş, olgunluk, tecrübe, yiğitlik, cömertlik, efelik, zeybeklik, kızanlık, kopillik, yağızlık, gün görmüşlük, aş elek tutmuşluk gibi değerlendirmeleri hayvanları için de uygularlar. Hayvanlarını göçte sınıflandırırlar, itibarlarına, güçlerine, sadakatlerine, faydalarına, görevlerine göre sıralarlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Uzun mesafeli yollarda küçük baş hayvanlar birkaç gün önceden de yola çıkabilirler. Muhtar ve ihtiyar heyetleri önde giderken, tecrübeli atlılar pervane gibi dönerler göçün etrafında. Göçe yön verirler, nizam sağlarlar. Eşeklere yaşlı insanlar binerler, küçük çocuklar da heybelere katılırlar; yeni doğan çocukları analar keçelerle sırtlarına sararlar. Göçte binlerce hayvan, yüzlerce insan vardır. Kilometrelerce uzar gider. Önde deveyi çeken türkü tutturur, &#8216;Develerim katar katar/ Çilbiri suya batar&#8217; diye. Eşeğin üzerindeki yaşlı adam curasını tıngırdatır, sevincini, üzüntüsünü, geçmişini anlatmaya çalışır. Ama develer tepesi aşağı sallandı mı dağlardan, hataplarındaki havan çanlarından çıkan ritmik sesleri de, curasıyla eşlik etmeyi de ihmal etmez. Tabii ki hatap yürüyüşünü da çalar. Bir ahenk, bir nizam vardır Yörük göçünde. Yörük, göçte geçit vermeyen koca dağlara tırmanmaya başlayınca göç zorlaşır. Kalsa da atının nalları yolda, yırtılsa da ayağındaki çarığı, “Yüklü deve dinlenmez.” der yürür Yörük insanı.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">“Atın varsa kısrakla yarıştırma, oğlun varsa asılsızla güreştirme.” derler. Çünkü kısrak koşarken çişini yapıverir. Oysa at durur da yapar. Ya develer nasıl çişini yapar? Her göçün belli noktasına gelinince deveci başı koşarak en öndeki devenin yanına gelir ve ıslığını çalar. Yeri bilen develer ıslık sesini de duydu mu aynı anda çişini yapar. Buraya goşandıracak denir. Çünkü develer başka yerde ve zamanda çişini yapmaz, sadece goşandıracakta yapar. Aslında her hayvanın kendi dünyası, yaşam tarzı vardır. Hayvanlarla iç içe olan Yörükler pek çok sırrı çözmüşler; ancak pek çok sır daha bekliyor. Tabii ki o hayvan türleri kalırsa dünyamızda.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Göç devam ederken olunca gece, gelinince konalga yerine, develerdeki, atlardaki, eşeklerdeki yükler çezilir. Dinlenmeye çekilinir. Erkekler hayvanları dakarken, koyunu, keçiyi toplarken, hemen ateş yakılır. Bızalar, oğlaklar, kuzular bolca emdirilir de gene de sağmak gerektir sığırları, keçileri, koyunları. Bakraçlara sağılan sütler ısıtılır, yine kadınlarımızın pişirdiği dürgelenmiş yufkalar dağarcıktan çıkarılır, bir yandan tarhanalar pişirilir, çökeleğiyle, kese yoğurduyla, kuru soğanıyla hep birlikte yenilir. İnsanın karnı doyunca bir başka görür dünyayı; artık gökyüzünü yıldızlar kaplamaya başlamıştır. Eğer konalga yerinde hanlar varsa kadınlar handa yatarlar; yoksa ayrı bir yerde yatarlar. Bir yandan da ateş çoğaltılır. Curalar çalınır, türküler söylenir ateşin etrafında. Yaşlılar dengilmiş bu muhabbeti seyrederken, gençler daha hareketlidir. Göçte şenlik devamlı yapılır. Ünlü Seyyah Evliya Çelebi de Anadolu’yu gezerken dememiş miydi, <span style="font-family: Verdana;"><strong>“Yörük göçü yolda şenliktir” </strong>diye. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Gonalga yerinde çalınan türküler hep göçün zorluğu hep yayla özlemini içerir:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Dağlar seni delik delik delerim</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yaylam senin ne dumanlı başın var</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bizim yaylanın korusu vardır</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yayla yollarında meleyen kuzu</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yaylaya göçmenin zamanı geldi</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Güllük dağı</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sarı yaylam seni yaylayamadım</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Salınıp gelir gelin yayla yolunda</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Benim ölüm şu dağlarda kalırsa</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Meşelidir engin dağlar meşeli</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Keklik de koydum al ardıcın başına</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hışıl hışıl eder sarı çamın dalları</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Beşparmak&#8217;tan inmem ben, gümüş de mavzerimi vermem ben</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yüce dağ başında kar idim</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Duan vardır yüce dağlar başında </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Karlı dağlar karanlığı bastı mı?</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>A yaylam senin çalbaların niye kurumuş? </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aşıp aşıp da geliyor gelin yayla yolunda</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Dirmilcik&#8217;ten gider yaylanın yolu</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sarı gurdelam sarı dağlara saldım yari </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Meşeli dağlar</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Gara dağın boz yılanı</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sevginin yüceliğini, acının dayanılmazlığını, özgürlüğün sınırsızlığını anlatır türküler. Bu türküleri dengildiği yerden dinleyen ihtiyarlar da geçmişi film şeridi gibi hatırlarlar da, “Ah gahbe gençlik, geldi de geçti.” deyiverirler.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Uyuma zamanı gelince nöbetçiler dikilir. Dağlar tekin değildir. Hele göç yollarında, hele gecenin karanlıklarında. Yataklar serilir, uyunur. Yörük rahatı aramaz, kepenek yeter; bilir yaşamın zorluklarını. Yine deveci yıldızı görününce gecenin karanlığının ötesinden, hazırlanıp yola çıkılır. Çünkü Yörük ellerinde göçerlere deveci yıldızının yol gösterdiğine inanılır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Yayla yolu uzundur, zordur, çetindir, güçtür. Yörük yaylaya sevdalanınca yollar kolay aşılır. Yaylaya göç yaşamdır, özlemdir, hayaldir, umuttur, geçmiştir, gelecektir, aşktır, kavuşmaktır. Hakikat ise Yörüğün gerçeği, kültürünün kendisi, Yörüğün tarifidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Yaylaya yaklaşınca Yörük, kabaardıcın kokusunu almaya başlar; bilseniz ne kadar ferahlatır, huzur verir, güven verir insana. Yayla denince akla kabaardıç gelir. Yörük burcu kokulu, koyu gölgeli kabaardıcın gölgesine bakar hemen oraya kuruverir alacığını, çadırını, turluğunu. Kabaardıç hayvanları da unutmaz elbette; bazen eğrek olur, bazen ağıl olur, bazen de koşan olur kuzucuklara. Atalar demişler ki: “<strong><span style="font-family: Verdana;">Armut ağlatır, kavak kavlatır, söğüt söyletir, kabaardıç gölgesi baş yayladır.”</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Verdana;"> </span></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Yörüklerin bir diğer ismi de konar göçerlerdir. Göç, Yörükler için vazgeçilmezdir. Varınca göç yaylaya, ulaşmıştır insanlar özlediği ata yurtlarına. Bu sevinci kutlamak, yarenlik yapmak isterler. Göçün ve çevre obalarının insanlarını alacak kadar, yeşile bezenmiş çayır ve gürül gürül akan suyu olan yerde toplanırlar. Buraya genellikle yaren yeri, yaren beleni, yaren tepesi derler. Oğuz boylarının, Türkmenlerin, Yörüklerin toplandığı yaren yerine &#8216;yiğidin harman olduğu yer&#8217; denir. Türklerin tarih boyunca oynadığı oyunlar bir kez daha oynanır; gücün, sevdanın, birliğin gösterisi yapılır yüce dağ başlarındaki yaren yerlerinde.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Obanın bütün insanları oyuna iştirak ederler; sevinci beraber paylaşırlar, hünerlerini gösterirler. Yörüklerde öyle güç parayla ya da kolay kazanılan payelerle gösterilmez. Güç bilekle, yürekle, akılla gösterilir. Yörüğün ata binişi, yürüyüşü, zeybek oyunu, oturması, kalkması hepsi bir yiğitlik göstergesidir. Çünkü ata öyle yapmış, oğullar devam etmiş; devam etmek de gerektir. Yörüğün oyunlarında silaha fazla rastlanılmaz; çünkü gücü silahta değil kendinde görürler de, kendilerini ortaya koyarlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Oyunlara at yarışı ile başlanır, cirit, çelik çomak, güreş, cıngırak, an daşı, arap, yanık oynarken erkekler, kadınlar da boş durmazlar, kaya, göç oynarlar. Sıra ezgilere ve oyunlara gelince cura, bağlama, saz, düdük, sipsi, kaval, kemençe çalınır; türküler söylenir. Orta yerde görürsünüz ağır zeybek, kıvrak zeybek, teke zortlatması, çömlek kırdıran oynayanları. Bütün bunlardan sonra dağılır öbek öbek ata yurtlarına Yörükler. Zaten gezilmiş yurdun konması da kolay olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Yörükler değer verdikleri atlarına çok iyi bakarlar; atlar can yoldaşı, hatta karındaştır. Yörük atını arpayla, yulafla, yarmayla besler. Eskiden insanların bu yiyecekleri bile bulamadıklarını, bulduklarında da hayvanlarıyla paylaştıklarını düşünürsek, atlara verilen değeri görebilirsiniz. Düğünlerde değerli olan gelindir, doğaldır değerli olan ata bindirilecektir. At bir yılda beş mut arpa yer, seksen kilo yük taşır. Ancak beygirlerin gebelikleri on iki ay sürdüğü için göçte yük sarılmaz. Her gün tımar edilir, yarışlar yapılır, cirit oynanır, harman döverken altı kısrak birbirlerine bağlanır. En baştakine raf denir. Buğday harmanının etrafında dönerken kısrakları koşarken seyretmek zevklidir. Harmanın büyüklüğüne göre iki üç gün dövdükten sonra harman çec olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Atla ilgili türküler, maniler söylenmiştir:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Arpadır atı yeldiren, avrattır erkeği güldüren.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Atın ölümü arpadan olsun.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İyi at yemini kendi artırır. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Atın iyisi ırafan olur. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sevgili atın kıçı kımçılı olur.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Karşıdan gelen atlı </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Altında kilim katlı</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Anam, babam sağ olsun</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yar, hepsinden tatlı </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Geniş alanda yapılan yarenlik yerinden, yağız delikanlılar atlarına binerler, sıra sıra dizilirler. İşaretle birlikte şaha kalkmış atlar dört nala koşmaya başlar. Bir ok gibi yerinden fırlayan atlar artık dur durak bilmezler. Önceden belirlenen güzergah toz duman olmuştur. At nallarının havaya kaldırdığı toz bulutu gökyüzünü kaplar; nal sesleri ayrı bir zevk, ayrı bir heyecan verir. Civarda bulunan yarışa girmeyen atlar da kişnemeye başladı mı zevk cümbüşü yaşanır. Yarışta olmayan atlar belki yarışanlara destek veriyor, belki de ben de koşmak istiyorum diyor, bunu kim bilebilir; bilemediğimiz bir gerçek de budur. Tarifin ötesindeki bu heyecan tarih boyunca hep yaşanmış, her nesil zevk almış, gurur duymuş, heyecanlanmıştır. At yarışının birincisine ödüller verilir. Sonra diğer atlılar devreye girer; meydanda bu defa oynanan cirittir. Ciritin heyecanı bambaşkadır. Bütün hünerler gösterilir. Bu takım oyunudur. At ile binicisinin uyumudur. Sanki her ikisi de birbirlerini anlar, birbirlerini tamamlar. Ataklarını aynı anda yaparlar. Doğa üstü bir heyecan fırtınası eser. Gök kubbenin altında, göğe yürümek gibi bir şeydir toz bulutlarının üzerinde.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Verdana;"> </span></span></p>
<p style="text-align: justify;">Ata sporumuz güreş, ecdadımızdan gelen fakat halkın yaşayıp da yönetenlerin göz ardı ettiği sporumuz. Dünyada Türk gibi güçlü sözünü söyleten cihan pehlivanları, düğünlerde, yarenliklerde güreş tutan yiğitlerimizdi. İşte o yiğitlerimiz yarenlik yerinde, kispetlerini, poturlarını giyerler, yağlanırlar, meydanı doldurmaya başlarlar. Bir obada rahatsızlığı olmayan bütün gençler güreş tutarlar; hatta yaşı oldukça geçkin olanlar da er meydanına çıkmak isterler de hakemlerin itirazıyla güreşemezler.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Ceylan gibi ana kuzuları boy boy sıralanırlar minik, toz koparan, deste, ayak, orta, başaltı, baş boylarında. Civar obalardan da bileğine, yüreğine güvenen, er meydanlarında kispet dövmüş pehlivanlar da güreş tutarlar. Cazgır, gür sesiyle:</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Pehlivan, pehlivan</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kispeti beline</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Besmeleyi diline</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Haydi meydan yerine!</strong></p>
<p style="text-align: justify;">der ve önce küçük boylar salınır. Pehlivanlar birbirlerinin ellerini tutarlar, cazgırın komutunu beklerler. Cazgır gür sesli, bilgili, tarihi iyi bilen, pehlivanların isimlerini ve başarı ile memleketlerini aklında tutabilen ve bunları anında şiire döküp pehlivanları ve seyircileri coşturan insandır. Cazgır, pehlivanların sağ tarafına gelir başlar gür sesiyle pehlivan okşamasına:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hoş geldin sefa geldin pehlivan </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Meydanlara kadem verdin pehlivan</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Verdana;"> </span>*</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bir eşek aldım vurdum semeri</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sıçradı çıktı kırdı paldımı</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Eşeğe binip deveyi kucağına alanı</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sen de dinle benim koca yalanı</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Verdana;"> </span>*</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Dam direğinden yıkılır</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kol bileğinden bükülür</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Pehlivan belden sıkılır</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Atayım derken kendisi yıkılır</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Verdana;"> </span>*</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Fesleğenden odun olmaz</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Beslenkiden kadın olmaz</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ilgından maşa olmaz</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kırmadan paşa olmaz</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Her ananın doğurduğu </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Böyle pehlivan olmaz</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Verdana;"> </span>*</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>At ölür meydanı kalır</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yiğit ölür şanı kalır</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Pehlivan ölür kispeti kalır</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Deve ölür hatabı kalır</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Eşek ölür semeri kalır</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hay hay pehlivan </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Verdana;"> </span>*</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Dumanı tütmeyen bacadan </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sesi çıkmayan hocadan</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sahtekar hacıdan hayır gelmez </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Güzün ekilen darıdan</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Oğul vermeyen arıdan</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kocadan sonra kalkan karıdan hayır gelmez</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Karısına sırtını dönüp yatan kocadan da hayır gelmez</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hay hay pehlivan</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Verdana;"> <strong>*</strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Altındayım diye yerinme</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Üstündeyim diye sevinme </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yer yiğidin kalesidir</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Güreşmeyi bilmeyenin belasıdır.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hay hay pehlivan</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Verdana;"> <strong>*</strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Toklu gibi tokuşun </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aslan gibi güreşin</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Haydi pehlivanlara deyin maşallah</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Getirin Hz. Muhammet’e salavat</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Haydi pehlivan, Allah derman versin </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">der ve alkışlar, naralar seyircilerden gelirken, pehlivanlar da kıbleye doğru başlar peşrev yürüyüşüne. Yürüyüşün kıble istikametinin sonunda sol ayak dizini yere vurur ve eliyle toprağa dokunur sonra öper, ardından alnına sürer. Demek ister ki: “Bizler aciz bir kuluz. Topraktan geldik, toprağa gideceğiz ve yolumuz Allah yoludur.” Daha sonra peşrevine devam eder; her taraftaki seyircinin yönlerine doğru yürür. Bu arada davulcunun ve zurnacının peşrev müziği peşreve yön verir. Pehlivan ellerini kispete vurdukça yalın sesler çıkar. Pehlivanlar rakiplerini kontrol ederler, paça bağlarını kontrol ederler, birbirlerinin omuzlarını sıvazlayarak dost olduklarını ilan ederler. Türklüğün yiğitliği, İslam’ın ahlakı her yönüyle görülebilir ata sporumuz yağlı güreşte.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Derken pehlivanlar güreş tutmaya başlarlar. O ana kadar olan seyirci alkışı birden kesilir. Çünkü güreşin kuralında yalnızca güreş sevgisini ve pehlivan sevgisini göstermek için güreşe başlarken alkış yapılır. Hele hele yenişlerde asla alkış yapılmaz, yenilen pehlivanın gururu incinmesin diye. Er meydanında güreşler kıran kırana olur. Pehlivan Türklerde simge olarak bilinen peşrevde at gibi yürünür, kartal gibi çırpınılır; güreş başlarken de kurt gibi rakibe dalınır, ok gibi hareket edilir. Bu da yetmez güreşin gelişen süresi içerisinde deve gibi abcallayıp rakibin üzerinden geçtiği, tosun gibi omuz verdiği, kuzu gibi uysalken teke gibi zıpladığı, yılan gibi dolanıp, tavşan gibi kaçıp, koç gibi yeniden daldığı, velhasıl bütün hayvanlar aleminin hareketlerinin birleşimidir bilen için ata sporumuz güreşin oyunları. Akıl, güç, fent, ahlak çerçevesinde her yiğit var gücünle Allah rızası için güreşir. Peygamber sporu olarak bilinen güreşi peygamberimizin sevdiği bilinir. Hz. Hamza ise pehlivanların piri olarak bilinir. Güreşlerde künde atanlar, ters sarma, ters şak, ters kepçe, paça kasma, marya boçası, tek sarma, gerdanlama, daha nice oyunlar görülür. Pehlivan, gücünün yanında aklını da kullanması gerekir ki bir anlık da olsa göbeğin her ne şekilde olursa olsun gökyüzünü görmesi yeniklik sayılır. Güreşçi bir defa yenildi mi artık o güreşte güreşemez; kendisine yıkanma yeri gösterilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Bazı pehlivanlar çok iddialıdır. Onların güreşleri sıkı yapılır. Başlarındaki hakem oyunda çok dikkat eder. Güreşlerde itiraz olmaz; zaten pehlivan yenilip yenilmediğini kendi de bilir. Yalnız, hakem ya da cazgır güreşten sonra pehlivanın hatalarını ve meziyetlerini söyler. Yağlı güreşte süre yoktur aslında; gün batana kadar yenişme olmaz ise ertesi gün devam eder. Bu nedenle her ananın doğurduğu pehlivan olamayacağı gibi, her babayiğit de kispeti giyip er meydanında güreş tutamaz. Güreş yürek ister, bilek ister, fent ister.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Pehlivan rakibini yendiği zaman hemen galip ilan edilmez. Önce rakibini yerden kaldıracak, rakibi büyükse elini öpecek, değilse sarılıp omzunu sıvazlayacaktır. Ondan sonra galip ilan edilir. Böyle dostça, centilmence yapılan bir başka spor dalı var mıdır ki? Güreşlerin baş pehlivanına bir dana verilir. Diğer boy birincilerine de koç veya kuzu verilir. Ayrıca gutmu kumaşlar da verilir. Pehlivanlar meydandan ödüller alırlar, düşerler yollara. Zaten eski pehlivanların bir oğlağı tek başlarına yedikleri çok görülmüştür. Güreşlerde yenilenlere ise bir avuç ala şeker veya kuru incir verilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Bir pehlivan, boyunda üç defa birinci olursa sonraki güreşlerde bir üst boyda güreştirilir. Güreşlerde genellikle minik, tozkoparan, deste, ayak, orta, başaltı ve baş boylarında güreş tutulur. Boy ayrımını pehlivanları iyi tanıyan hakem yapar. Vücut durumları ve önceki güreşteki başarı ile tecrübeleri boy ayrımında etkili olur. Ecdattan yadigar kalan ata sporumuz her ne kadar batı kültür emperyalizminin gölgesinde bırakılmak istense de, Yörük, Türklük var olduğu müddetçe &#8216;Türk gibi güçlü&#8217; sözünü dünyaya duyurmaya, göstermeye çalışacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Yarenlik yerindeki bir başka oyun da tokaladır. Küçük bir çukur kazılır. Ağaçtan, topa benzeyen tokala yapılır. Oyuncular ikiye bölünür. Ellerindeki ucu eğri değnekle tokalaya vurarak kazılan çukura girmesi sağlanır. Bu oyun yaşlılarca daha çok anlatılır ve dedelerinin oynadıklarını söylerler. Golfe benzeyen bu oyunun çıkış kaynağı da muhtemelen Anadolu’dur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Genellikle çaylakların ve kopillerin iştirak ettiği oyunlardan biri babıç kapmadır. Ortaya bir kazık çakılır, kazığa ip bağlanır, oyuncular ayakkabılarını kazığın dibine bırakırlar. Herhangi bir hayvanın dışkısı da kazığın dibine bırakılır. Kura için kuru, yassı bir taşın bir tarafına tükürülür, “Yaş mı, kuru mu?” denir. Sonra havaya atılan taşın hangi tarafı gökyüzüne geleceğini bilene ya da oyunun en açıkgözüne ip verilir. Diğer oyuncuların yalın ayak babıçları (ayakkabıları) kapmaya başlamalarıyla oyun başlar. İpin bir ucunu elinde bulunduran da babıçları kaptırmamak için mücadele eder. Babıç kapmak isteyenleri elindeki ipi bırakmadan yakalarsa, babıçları koruma görevi yakalanana verilir. Oyun sonunda babıç kalmaz ise ipi elinde bulunduran, kazığın dibindeki hayvan dışkısına göre hayvanın çıkardığı sesi çıkarma cezasına maruz kalır. At dışkısı ise kişner, eşek dışkısı ise anırır, öküz dışkısı ise böğürür, keçi ya da koyun dışkısı ise meler, köpek dışkısı ise havlar, tavuk ise gıdaklar, kedi ise miyavlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Kaya</em> oyununu ise kadınlar oynarlar. Bir diğer ismi de beş kaya olan oyunda, beş tane yuvarlak taş bulunur. Taşların tamamı avuç içine sığacak şekilde olmalıdır. Beş aşamalı oyunda bir taş elde kalır diğer dört taş yere serpilir. Eldeki taş havaya atılır, taş yere düşmeden yerdeki taşların bir tanesi alınır ve havadaki taş kapılır. Dört taş da tek tek yerden toplanırsa ikinci oyuna geçilir. Sonraki aşamalarda taşlar ikişer ikişer, bir ve üçlü, ve havaya atılan taş yere düşmeden yerdeki taşların dördü birden alınır. Daha sonra orta parmak işaret parmağın üzerine bacak çelmiş gibi dolanır, işaret ve koca parmak arası açılarak köprü gibi yapılır; taşlar yere serilir, her taş havaya atılışında taş havada iken yerdeki taşlar birer birer, ikişer ikişer, birer- üçer ve dördü birden parmakla yapılan köprünün altından geçirilir; her turda rakibe tel girdi denir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Çelik</em> oyunu<span style="font-family: Verdana;"><strong> </strong>çok heyecanlı ve uzun sürelidir. Ancak geniş bir alan ister. Boyu bir metreye yaklaşan bir değnek alınır. Ucuna çelik koymak için çentik yapılır. Yirmi santim uzunluğunda bir de ağaçtan çelik yapılır. Çeliğin iki ucu zıt şekilde yarım yasbı kesilir. Oyunun başlangıç yerine bir taş konur. İki kişi ortaya çıkar, birer birer oyuncularını alırlar. Takımlar oluştu mu kura çekilir ve oyuna yumrukla başlanır. Değneğin ucu yumruk şeklinde tutulur ve yumruğun önünden havaya atılan çeliğe değneğin kıçıyla kurulur. Rakip takım oyuncuları da ellerinde çalı ile ön tarafta bekler, havadan gelen çeliği havada vurmaya çalışırlar. Vururlarsa oyuncular yer değişir. Vuramazlar ise elleriyle çeliği taşın olduğu yere atarlar, oynayan da gelen çeliğe vurmaya çalışır; Önce kim &#8216;Yerde gökte!&#8217; diye bağırırsa hem yerden hem gökten vurabilir. Vurup çeliği uzaklaştırırsa değneği metre gibi kullanarak taşa doğru saymaya başlar. Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, dıkız şeklinde. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Dıkızdan sonra oyunun ikinci aşamasına geçilir. Güden oyuncu eliyle çeliği taşa atarken önce &#8216;Ön uç!” derse sayma ön uçtan başlar; oyuncu önce &#8216;Ard uç!&#8217; derse arka uçtan sayılmaya başlanır. Güden, çeliği taşa vurursa oyuncular yer değiştirir. Oyuncu değneği sallayarak çeliği vuramaz ise &#8216;Mış çıktı!&#8217; denir; oyuncu yer değiştirir. Değneği elinden kaçırır, rakip oyuncu yakalarsa da yer değiştirilir. Bu oyun el ile devam eder; tek elle değnek ve çelik tutulur. Çelik havaya atılır ve vurulur. Ölçümde dokuz aşılırsa uca gelinir. Değneğin ucundaki çentik yere çelik konur, havaya kaldırılan çeliğe değnekle vurulur. Sonra bacak gelir; bacak arasında uç yapılan değnek vurulur. Sonra bel; bel de uç şeklinde vurulur. Sonra taş; taşa konan çelik ucundan vurulur. Sonra dik bir tarafı yere çakılan çelik vurulur. Sonra part; değneğin üzerinden yuvarlandırılarak çelik yere bırakılır. Çeliğin bir ucundan vurarak havalandırılır ve değnekle vurulur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bu oyunlardan başarıyla çıkılırsa yelliye sıra gelir. Bu serbest atıştır. Artık güden tarafın işi zordur. Oyun alanının her tarafında çelik güttürülür. Sonra da yenen taraf çeliğin karşı vuruştan sonra gittiği yerden başlamak üzere yenilen tarafın sırtına biner, taşın yanına kadar gelinir ve oyun biter. Oyunda cayana, mızıkçılık ve hile yapana &#8216;Hile başını yer.&#8217; denir. Bu oyunda da Yörüğün pek çok oyununda olduğu gibi vücudun bütün azaları çalışır, zeka, güç, çeviklik önemli temellerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Yarenlik yerinde yiğitliği, korkusuzluğu, çevikliği, saflığı, sadakati, birliği, özgürlüğü, gücü, sevdayı anlatan oyunlar birbiri ardına oynanır. Bir taraftan yiğitlerin harman, bir taraftan çocukların şen şakrak olduğu, diğer taraftan ak dastarlı anaların, eli kınalı bacıların gülümseyişindeki dostluğu, sadeliği, hoşgörüsü, anlayışı vardır. Çocuklar ayrılmak istemeseler de yarenlik yerinden, ata yurtlarına yerleşme zamanı gelmiştir. Aileler, hısımlar, ataların yurtlarına öbek öbek dağılırlar. Kendileri için çadırlarını, alacıklarını kuruverirler. Elbette hayvanların koşanları, eğrekleri hemen yapılıverir. Zaten önceki yıllardan pek çok malzeme ve yer hazırdır. Hayvanların su içmesi için muar önlerine su alafları sıra sıra yapılır. Bütün bu işler zordur. Ama Yörük yaylaya vardığı zaman mutludur; yorgunluk önemli değildir. Arada bir keçilerin, koyunların, atların çayırlardaki otlara, yakalardaki semiz ve leziz bitkilere koşup iştahlı şekilde yediklerini görünce, gözlerinin içi parlar; belki de dünyanın en mutlu insanı Yörüktür o an.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Yolcunun yorgunluğu, gecenin alaca karanlığı ile başlar. Yörük sabahın erken olması nedeniyle, keçileri koşana katar; Yörük çadırındaki kara çulların, kızıl kilimlerin, keçelerin, postların üzerine yatar ve üzerlerine koyun yününden yapılmış yorgan örterek uykuya dalar.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Sabahın ilk ışıklarında şafakla, oğlaklar melemeye, atlar kişnemeye, öküzler böğürmeye, horozlar ötmeye, köpekler havlamaya başlayınca durmak mümkün mü? Dağların bağrında buz gibi havada uyuyan Yörük, işlenmiş, suyu verilmiş çelik gibi ayağa kalkar. Zaten yayla tarif edilirken, etin kemik olduğu yer denilmiyor mu? Koşuşturma o an başlar. Kendilerini hayvanlarında gören, yaratılanlara Yaradan için sevdalı Yörük, öküzleri, atları salar çayıra, oğlakları keçilere emdirir; sonra ayırır bir bir anasından oğlağı, keçileri pıynarlı yakalara, peryavşan ve kimya otlu kayalara, oğlakları da alçak tepelere sürer. Tavukların yemlerini verir, köpeğin tepidini verir. Ondan sonra, yüzlerce metreden pişerken kokusu gelen gatmarları, tarhana çorbalarını hep bir arada yerler. Çocuklar çelik oynamaya giderken, kadınlar evin, çadırlarının etrafını temizlemeye, bulaşıkları yıkamaya, ocak yakmak için çalı çırpı toplamaya koyulurken, güngörmüş Yörük dedeleri, Yörük kocaları da dağları, ovaları, meraları, otlakları, daha yüksekteki yurtları, diğer obanın insanları ve muhtar, ihtiyar heyeti, deştimen, bekçi ile dolaşırlar. Atadan gelen yurt, otlak sınırları bir kez daha gözden geçirilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman;">Ramazan KIVRAK </span></span></strong></p>
<p><em><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman;">* İzin almadan ve kaynak gösterilemeden yayınlanması telif hakları ihlalidir.</span></span></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yorukler.com/2011/06/yoruk-obalarimiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

